Bana da Öğretin !..

23 Nis 2009 Kategori: Makale, Ömriye Şener'den

Öğretin…
Bir insanın duygularıyla nasıl oynanır?İnsan başkasını kandırırken aslında kendini kandırır diyorsunuz ya bunu da öğretin.Nasıl olur umut verip de çekip gitmek?Sağ gösterip sol vurdu diyorsunuz ya nasıl oluyor bunu da öğretin…
Yıkılan hayaller,kırılan kalpler,tükenen umutlar,akan gözyaşları ne olacak?Madem çok şey biliyorsunuz madem insan sarrafısınız madem feleğin çemberini geçtiniz eliniz değmişken bunları da söyleyin…
Nasıl olur da herşeyini bir anda kaybeder insan?Ellerim dopdoluydu bir zamanlar…Yetmez ceplerime doldururdum.Umutlarımı ve hayallerimi hiç yanımdan ayırmaz;göz yaşlarımı da saymazdım.Şimdi ise ne ellerim dolu ne ceplerim şiş ne de umutlarım var…Geriye kalan bir kaç damla gözyaşı ve hüzün…Nasıl aşar insan bunları?Ben neler gördüm geçirdim senin de geçer diyorsunuz ya bunları da öğretin…
Neden kandırdılar?Neden bir oyundan ibaretmiş her şey?Ne kazandılar?Nelerimi aldılar?Hani küçük bir çocuk bir şey bilmezmiş ya o zaman bunları da anlatın!..
Madem aynı şeyleri yaşadık madem ben de üzüldüm sizin kadar…Madem kayıplar aynı dökülen gözyaşları kadar…Madem cevap veremiyorsunuz siz de benim kadar…

O zaman rahat bırakın çocuk kalayım!!!

Emre Erbil’e Teşekürler

9 Nis 2009 Kategori: Makale

Sitemize bulunmadığı katkılardan dolayı kendisinin yoğun istek ve talebi üzerine değerli kardeşimiz Emre Erbil’e teşekkürü bir borç biliriz . :D

Kara Kedi

3 Nis 2009 Kategori: Ömriye Şener'den

Dünya tarihinde kedilerden başka, önce tanrılaştırılan, sonra şeytanla özdeşleştirilip soykırımına uğrayan, sonra da tekrar evin baş köşesine yerleştirilen hiçbir canlı türü yoktur.
Bir insanın önünden siyah renkli bir kedi geçmesinin uğursuzluk getireceğine ilişkin inancın kaynağının milattan önce 3000′li yıllara, eski Mısırlılara dayandığı biliniyor. O devirde kediler kutsal bir canlı olarak görülüyordu. Hatta siyah dişi kedilerin tanrıça olarak kabul edildikleri kazı çalışmaları sonucu çıkan duvar kabartmalarından anlaşılmaktadır.
O devirde Mısır’da kedileri hastalık ve ölümden korumak için kanunlar bile yapılmıştı. Evin kedisinin ölmesi aile için bir felaketti. Aile fakir veya zengin olsun fark etmez, kedi mumyalanır, çok güzel kumaşlara sarılır, hatta mezarında yanına kıymetli taş ve madenler bırakılırdı.
Kedilerin Mısırlıları bu kadar etkilemesinin sebebinin çok yüksek yerden düştükleri zaman bile yara almadan kurtulmaları olduğu sanılıyor. Kedinin dokuz canlı olduğu inancı o zamanlarda gelişmiştir.
Medeniyetler geliştikçe insanlarda kedi sevgisi de arttı, Hindistan’da, Çin’de kediler insana en yakın hayvan oldular. O devirlerde, bugünkü inanışın aksine kedinin birisinin önünden geçmesi o kişi için şans demekti.
Kedilerden, özellikle siyah kedilerden nefret, Hıristiyanlığın kendinden önceki kültürleri ve onların sembol kabul ettiği şeyleri yok etme güdüsü ile ortaçağda, İngiltere’de başladı. Bağımsız, bildiğini yapan, “inatçı” ve “sinsi” karakteri, sayılarının da şehirlerde aşırı artması ile birleşince, kediler gözden düştü.
O yıllarda evinde kedi besleyenler yalnız yaşayan fakir ve yaşlı kadınlardı. Yine o yıllar büyücü ve cadı inancının tüm Avrupa’da histeriye dönüştüğü yıllardı. Siyah kedi besleyen bu kadınların kara büyü yaptıklarına dair kampanyalar başlatıldı. Siyah kedilerin geceleri şeytana dönüştükleri konusunda korku dolu halk hikayeleri üretildi.
Cadı konusu bir paranoyaya dönüşünce birçok zavallı kadın kedisi ile birlikte yakıldı. Fransa’da kral 13. Louis bu uygulamayı yasaklayana kadar her ay binlerce kedi yakıldı. Sonra da kedilerin popülaritesi tekrar yükselerek arttı. Boşuna dememişler kediler dokuz canlıdır diye.

Masumca

26 Mar 2009 Kategori: Ömriye Şener'den

En çok kokmak seni,dudağımı değirmeden öpmek…
Yanına ilişivermek kara gecede,
Tenine düşürmek küçük bir damla;değirmeden kirpiklerime,
Ve işte o an kokmak seni ve öpmek…
Elini tutmak usulca belki de birazda kadınca,
Sarılmak isteyipte geri çekilmek usul usul.
Ne seninim ne de özgür dercesine yanaşmak;
Şeytanca ama biraz da masumca.
Tüm sıcaklığını yaşamak aşkın,
Tenine dokunup uzaklaşmak nazlı nazlı.
Ve işte o an kokmak seni ve öpmek.
Gün ağarmaya yüz tutmuşken uyanmak yanında,
Yüzünde ki o tatlı tebessümü görmek,
Bir kez daha aşık olmak var belki akılda,
Ve işte o an korkmak senden ve kaçmak.

Ah Bir Ataş Ver

20 Mar 2009 Kategori: Müzik, Ömriye Şener'den

Yıllar önce duyduğum ama zamanla hafızamda alt sıralara taşınmış olan bu hikayeyi geçenlerde tesadüfen tekrar dinleme fırsatı buldum.Beni ve eminim ki okuyan ve dinleyen herkesi derinden etkileyecek olan türkümüz ve hikayesini ve yorumunu sizlerle paylaşmak istedim…

Uzun ve yorucu bir seferden dönen Dumlupınar denizaltısı,Nağra Burnu açıklarında İsveç bandıralı Nabuland Şilebi ile çarpıştı.Sessiz,sakin ve bunaltıcı bir geceydi.Dumlupınar denizaltısı başından aldığı sert darbe sonucunda bir kaç saniye içinde sulara gömüldü.Gemide bulunan toplam 81 kişilik mürettabattan sadece 22 kişi hayatta kalabilmişti.Onlarda geminin torpido dairesine sığınarak hayatta kalabilmişlerdi.Mahsur kalanların su yüzüne telefon şamandırası firlatmalarıyla gemi ile irtibat sağlanabildi.

Herkes bu 22 kişinin kurtarılması için seferber oldu.Oksijeni gereksiz yere harcamamaları için gemidekilere konuşmamaları,sigara içmemeleri ve hatta türkü söylememeleri emri geldi.Fakat tüm çabalar boşa çıktı ve kurtarma gerçekleştirilemedi.Gemide yaşam savaşı veren 22 kişilik mürettebata bu olay aynı sözlerle aktarıldı: “konuşabilir,türkü söyleyebilir ve hatta sigara içebilirsiniz.”Şamandıradaki telefon hattının öbür ucundan,tüm Türkiye,denizaltında tevekkülle ölüme yapılan hüzünlü ama başı dik türküsünü dinledi :

Ah bir ataş ver  ,Cigaramı yakayım ,Sen salın gel , Ben boyuna bakayım.
Uzun olur ,Gemilerin direği ,Ah çatal olur ,Efelerin yüreği.
Ah vur ataşı ,Gavur sinem kor yansın ,Arkadaşlar ,Uykulardan uyansın.
Uzun olur ,Gemilerin direği ,Ah çatal olur ,Efelerin yüreği …

kubat - ah bi ataş…

Kadın…

19 Mar 2009 Kategori: Ömriye Şener'den

Bir kadın çocuktur aslında…..Çocuk gibi davranmayı sever.Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini ister.Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak sevmeli erkek kadını.Ama hiç bir kadın çocuk muamelesi görmek istemez.Söylediği şeyler çocukça da olsa dinlenilmesini,dikkate alınmasını ister. Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz; ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz…Bir kadın güçlüdür aslında.hatta erkeklerden çok daha güçlüdür.Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez.İster ki,erkeğin gücü kendisine huzur versin.Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler.Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir.Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz.yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar. Bir kadın sevgidir aslında.İçinde her zaman sevgiyi  taşır.Sevdiklerinden kolay ayrılamaz.Sevdiklerini kolay kolay kıramaz.Zor sever;ama tam sever.Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız.Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz.Ancak beyninde her an terk edilebilirsiniz.Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette.Bunun tek nedeni ise engelleyemedikleri acıma duygusudur. Bir kadın yalnızdır aslında.Hiç bir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz.Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır.O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez.Hiç bir anahtar o dünyanın kapısını açamaz.Yalnızlık onun sığınağıdır.O sığınağa ne zaman gireceğine,ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir.Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız,onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.Bir kadın çılgındır aslında.Neler yapabileceğini erkek aklı hayal bile edemez.Üreticiliğinin sınırı yoktur.Ama bunu ortaya çıkartmak için
hayatının erkeğini bekler.Hoyratça harcamaz üreticiliğini.Sadece erkeğine saklar.Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir.Çünkü hayatın içinde olan herşey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor.Yemek yemek,su içmek bile…Bir kadının elinden içtiğiniz suyla  kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet  farkını anlayabiliyor musunuz?Anlıyorsanız ne mutlu size.Anlamıyorsanız ne yazık ki yaşamıyorsunuz.Bir kadını ağlatırken çok dikkat edin..

Çünkü Allah gözyaşlarını sayar.!!!

Kadın;erkeğin kaburgasından yaratıldı,ayaklarından yaratılmadı!!!Öyle olsaydı ezilirdi!!!

Üstün olsun diye başındanda yaratılmadı.!!!

AMA GÖĞSÜNDEN YARATILDI…

Eşit olsun diye….
Kolun biraz altında…Korunsun diye…!

KALP HiZASINDA SEViLSiN DiYE!

İnsan neden düşünür…

19 Mar 2009 Kategori: Emre Yalabaçoğlu'ndan

İnsan neden düşünür?İnsan ya derdi vardır.Ya aşık,ya hasta,yada dert olmayan bişeyi dert ederse üzülür.Bu da normal günümüzde düşünmek=DERT.Ama kimi zamanda bu dertleri bir yana bırakıp elmizdekilerle mutlu olmalıyız.Şimdi  “nasıl ?” diye sorcaksınız bir kaç örnekle açıklayım.Örnegin: şu an sizin gözünüz görüyor.Napacağız ? Gözü görmeyenleri düşünerek şükretmesini bileceğiz..Örnegin:Aşık olmak istiyosunuz tabi yanınızdaki aşık olacak kişileri bırakıp başka yerlerde aşk arıyorsunuz.Napacağız? Ailemize aşık olacağız.
Neden ama?? , Bu da nerden çıktı?  gibi soruları bırakacaksanız kafanızda.Çünkü bu dünyada iyi gün dostu  çoktur. O yüzden ailemize aşık olup onların hedeflerine ulaşacağız ki onlarda mutlu olsun. Ben bunları yaşadıgım için konuşuyorumki insanlarda ayağını yorganına göre uzatsın diye ve daha bir süru şey… İşin özü sözü dostu aradığımız zaman cebimize bakacaz tabi ben tekil olarak şahsa yazmıyorum bu yazımı genel olarak yazıyorum. Örneklerini de günümüzde göruyoruz ve yaşıyoruz. Tabi iyileride var kötüleride. Genel yazdım bunu sizlerde beni gayet iyi anladıgınıza inanıyorum ve satırlarıma gayet ilgi ve alaka duydugunuzu düşünerek teşekkkür edıyorum sizlere…..

YAZAR:EMRE YALABAÇOĞLU

CİHANA MUKTEDİR GÖNÜLLER

18 Mar 2009 Kategori: Makale, Sakin Yorumcu'nun Köşesi

Gönlü vatan sevdasında pır pır atan  tüm dostalara merhaba… İşte tüm bu konularda var mı başka bir millet daha Allah aşkına.Hani diyorla rya çılgın Türkler, evet bence sonuna kadar haklılar; biz çılgın TÜRKLERİZ…Abartıyormuyum derseniz hayır asla kabul etmem böyle bir ithamı, burada kendimi değil bir ırkı konubahis ediyorum…Irkçılık mı hayır, gerçeklerin sahibine zaman kaybetmeden teslim edilmesidir benim yaptığım…İnanmayanlar için bakalım isterseniz dünyamıza, biz olabilmiş bir millet daha var mı yeryüzünde…Kimlere yardım etmemişizki, hangi haksızlığa dur dememişiz ki yeri geldimi…Sözüm ona hep varmışız hep varız…Yeri gelmiş zalim Çin’e korkudan  sur ördürmüşüz , ama en zor anımızda da Ertuğrulları yollamışız en ihtiyacı olan  millete..Her yıl mahsüllerine el koyulan Alman köyüne yollamışız 20 kat askerimizin eşyasını  korkak Fransız Osmanlı geldi deyip uğramamış bir daha o yere..Derki bir Filistin milletvekili “Biz Osmanlı’ya yaptığımız hıyanetin cezasını çekiyoruz”..Haklıdır da bakıldımı o güne; bir onbaşı emrinde 20 asker tarihin en güzel bahçeleri içinde en güzel mekanlar, gelin bu güne onca asker ve top-mermi-silah ne huzur ne sevgi, hepsi hayal…Afrikanın en ucundaki Darfurlu da bilir bizi, Avrupa’nın ortasındaki Bosnalı da duyar sesimizi, uzak doğudaki Doğu Türkistanlı da alır nefesimizi, bırakın duymasın, tanımasın…

Devamını okuyun »

Safça ya da İnsanca…

17 Mar 2009 Kategori: Ömriye Şener'den

Neydi?..

Sevmek…Dudaktan kolayca çıkan iki kelime mi?Hayır!Böyle olmamalı,insanlar birbirini böyle kolay kandırmamalı.

Kandırmak…Aslında başkasını kandırdığını sanıp da kendini kandırmak…Avunmak.

Avunmak…Sevgiye açken ruhunu doyurmaya çalıştığını sanmak.Tek taraflı bir aşka mahkum olmak.

Bunun üzerine şekilleniyor çoğu hikaye.Anafikir,baş karakterler hep aynı.Birbirini çok sevmeye yemin eden,asla ayrılmayıp yüzleri buruş buruş olana kadar el ele olacak ve hatta öyle öleceklerini düşünen iki genç,iki deli yürek…

Hayat onlar kadar sevdalı değildir aslında ya da daha delidir yüreği,yanmıştır…Ve doğanın kanunudur ki o da yakacaktır.Kapatır gözlerini bir masum takılır eline,acımaz ve o da yakar!

O hiç bir şeyden habersiz sevmektedir.Tüm hücrelerine kadar işlemiştir diğeri,masumca,çocukça,aşkla sevmektedir;hata yaptığını bilmeden,bir gün pişman olacağından habersiz,SAFÇA…

Ya diğeri?O da seviyor belki hem de delice ama safça değil,tüm hücrelerinde yaşatmadan.Hayatı bilerek ve yaşıyarak;hata yaptığını bilmeden,İNSANCA…

Peki ya sonra?Buraya kadar herkes mutlu;her iki taraf da seviyor ve seviliyor sonuçta.Tatmin edilen iki yürek…Sonra ne mi olur?O kadar basit değil biri sevmez,diğeri deli gibi sever deyip de bitirmek.Keşke bu kadar kolay olsa da yanmasa ateşler de yanar gibi,ıslanmasa her sağanak altında,nehir olup akmasa gözyaşları…

Hayatın akışına kaptırır kendini insanca seven,seviyorum der;belki de sever ama asla belli etmez.Burnu hep dik,sevdası hep içindedir.Mantıklı hareket etme adına bir şeyler yapmaya çalışır aklınca;ezer geçer önündekileri…

Ya diğeri?Saf ve çocuksudur.Düşünmez öyle detayları,o sadece sever tüm kalbiyle…İşte burda başlar herşey;insanca sever ya biri hayatın farkında olmasını ister onunda.Anlatsa da anlatamaz.Çünkü alışmıştır o safça sevmeye,ayak uyduramaz acımasız dünyaya.
Tatışmalar,kavgalar,çekişmeler derken canı yanar bir tarafın.Tüm kalbi sevgiyle doluyken yavaş yavaş mutsuzlukla dolar.Kendi kendiyle yatinmeye çalışır,küçük bir sözde,belki de bir tebessümde teselli bulur.Ama zamanla anlar ve gerçekleri görmeye başlar.İşte o zaman tehlikeye düşmüştür bu deli sevda.’ Mutsuz kalsaydım hep de nefret etmeseydim ‘ der.Sevmek ister çünkü…Ama asla sevemez…Çünkü o da kirlenmiştir hayatın acımasızlığında..

Bu lanet bir deli aşkı daha yok eder ve yenilerine doğru ilerler…Geriye kocaman sevdanın ardından sadece bir kaç nefret dolu söz , iki damla göz yaşı kalır ve nice akıtılamayanları…

Bazen düşünmeli

17 Mar 2009 Kategori: Emre Yalabaçoğlu'ndan

Bazen insan düşünmeli;neyi nerde,nezaman,hangi şekilde yapacağını düşünmeli ki ilerde ben bunu niye yaptım diye pişman olmasın.Ama günümüzde insanlara “şunu yapma” desen yanlış anlıyorlar.Ve cevapları şöyle oluyor “Ben hayattakileri yaşayarak ögrencem” .Ama ne güzel ki bu zorlukları yaşamış büyüklerimiz bizlere yanlış yapmamamız konusunda uyarıda bulunuyorlar.Ama bazı kişiler bunu yasak ve emir gibi görup o insanların anlatıkları konuların tersini yaparak,aile ve ortamını rahatsız ediyorlar. Bu konudan ne çıkarmalı ? Büyüklerimiz konuşuyosa demekki bişey biliyorlar. Bir musibet bin nasihatten iyidir derler ya , musibeti görmek istemeyen nasihati dinlesin…

EMRE YALABAÇOĞLU


Özel Arama


Mevlana Celaleddin Rumi'den

Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol
Şevkat ve merhamette güneş gibi ol
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol
Hoşgörürlükte deniz gibi ol
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol